Türk Otomotiv Sanayicisinin Dergisi



Yeni ve Eskiyen Beceriler

 

VAROL KARSLIOĞLU

Bugün, en azından benim yaşadığım bölge olan Kuzey Amerika’da, büyük, çokuluslu şirketler, alt ve orta kademe işe alımların ilk tur görüşmelerinde, yapay zeka kullanımına geçtiler ve bu uygulama giderek yaygınlaşacak gibi görünüyor.

 

 

Editörümüz bu sayının konusunu “İş-Yaşam Dengesi ve Yeni Beceriler” olarak bildirince ben de bu sayıda, otomotivle bağlantılı olması gerekmeyen daha özgür bir yazı yazma hakkını kendimde gördüm. Ve konunun daha çok “yeni beceriler” kısmı üzerinde düşünmeye çalıştım.


İnsanın zekası ve yaratıcılığı, çevreye uyum yeteneği ve daha güvenli ve rahat yaşama dürtüsü ile biraraya gelerek, uygarlığın gelişimini tetikleyen, ya da yöneten bir tür sanal mikroişlemci desek acaba abartılı olur mu?


Belki de şöyle bir döngüden bahsedebiliriz. İnsanın yol açtığı bu gelişmeler ve hayatı giderek daha kolaylaştıran teknolojik buluşlar, bir geri besleme olarak insanı kendini geliştirmeye ve yeni beceriler kazanmaya zorlamadı mı?


Örneğin: Bundan takriben 50 yıl öncesine kadar, futbol stadyumlarında, tribünlerin en tepesindeki bir kulübenin, ya da kabinin içinde oturan, tabelacı denilen bir görevli, takımlar gol attıkça, değişen skoru, üzerinde farklı rakamlar bulunan, yaklaşık bir metrekare çapındaki tabelaları kocaman bir karatahta olarak hayal edebileceğimiz skor levhasına yerleştirerek sonucu sahaya yansıtırdı. Elektronik teknolojisinin daha ilk evrelerinde, rakam ve yazıları bir ekrana yansıtmanın mümkün olmasıyla birlikte tabelacı tarihe karıştı. Eğer tabelacı vaktinde yeni beceriler kazanmadıysa, işini çoktan kaybetmiş olacaktı. Aynı şekilde asansörün ilk yıllarında, bir asansör sürücüsüne ihtiyaç duyduğumuzu, herhalde bugünkü gençlere izah etmek bile zor.


Bu nisbeten basit örnekleri, 21. Yüzyıl’ın daha karmaşık iş yaşamına; otomasyonun, robotların ve yapay zekanın insanların elinden aldıkları işlere de uyarlayabiliriz. Durum tabelacının yaşadıklarıyla temelde aynı sayılır. Bugünün iş insanları da, yaptıkları ve eninde sonunda yapay zekaya devretmek zorunda kalacakları işlerinin yerine, yeni becerilerle farklı işler yapmak, ya da işlerini farklı bir şekilde yapmak zorunda kalacaklar. Tabelacının durumuna göre bugünün insanının işi daha zor. Çünkü artık sadece fiziksel beceri gerektiren işlerden değil, beyin gücüyle yapılan işlerden bahsediyoruz.


Bugün, en azından benim yaşadığım bölge olan Kuzey Amerika’da, büyük, çok uluslu şirketler, alt ve orta kademe işe alımların ilk tur görüşmelerinde, yapay zeka kullanımına geçtiler ve bu uygulama giderek yaygınlaşacak gibi. Yani küresel bir şirketin bir iş ilanına başvuran yüzlerce kişiden biriyseniz, en azından ilk turda, “insan taklidi yapan” bir robotla konuşacağınızı bilmenizde yarar var. Neyse ki onmilyarlarca dolarlık ciroya sahip şirketlere CEO seçmek söz konusu olduğunda bu seçimin makinelere bırakılması en azından şimdilik söz konusu değil.


Peki, eskiden  bu görüşmeleri yapan insan kaynakları uzmanları ve orta kademe yöneticiler şimdi ne işlerle uğraşıyorlar? Belki bir kısmı, şirketlerindeki binlerce çalışanın performansları ile eğitimleri ya da ücretleri arasındaki korelasyonu ortaya çıkaracak veri analizleri ile meşguller.


Kananda’da on yıl önce tanıştığım ve ileri sürücülük tekniklerini öğreten bir sürücülük okulu sahibi, otomobillerde, sürücü hatalarını affeden bunca sürüş yardım sisteminin giderek standart hale gelmesinden sonra, hiçbir şey değişmemiş gibi davranabilir mi? Herhalde hayır. Kimbilir belki de, bu sürücülük okulunun sahibi, eğer geniş bir vizyonu varsa bundan böyle, geleceğin otonom araçlarının algoritmaları ve “ahlaki karar ağaçları” üzerinde çalışmaya başlamış olabilir.


Devamlı gelişen teknoloji ve teknolojinin belki de son aşaması olan yapay zeka, insanın kendi başarısının kurbanı olması gibi bir sonuç yaratabilir mi? İnsan, kendi yarattığı teknolojinin gerisinde kalarak yapay zekaya boyun eğmeyecek şekilde devamlı yeni beceriler geliştirmeye ve makinelerden hep bir adım önde olmaya devam edebilir mi? Ya da köle durumuna düşebilir mi?


Kuşkusuz, bu yazının kapsamını epeyce aşan sorular ve cevaplar. Ama “aklımızın bir köşesinde” bulundurmakta yarar var.