Türk Otomotiv Sanayicisinin Dergisi



Otomotiv: Yenilik ve Değişime Uyum İçin Asla Bitmeyen Süreçler

 

VAROL KARSLIOĞLU

Bir taraftan, artık teknolojik ömrünün sonuna yaklaşan, içten yanmalı motor (ICE) teknolojisini herşeye rağmen son ana kadar ve maliyetleri düşürerek geliştirmek. Bir taraftan da, geleceğin teknolojisi olarak görünen akülü-elektrikli araç (BEV) teknolojisine yeterince hızlı ve yeterince yavaş bir tempoda geçmek.

 

Belki objektif olamayabilirim. 
Ancak herhalde dünyada, otomotiv endüstrisi, daha net bir ifadeyle otomobil üreticileri kadar; teknolojik yeniliklere, ülkeden ülkeye değişen emisyon ve güvenlik standartlarına, yakıt ekonomisine, konfora, tasarıma bağlı, devamlı yükselen kriterlere uyum sağlayarak gelişen ve bu standartları her jenerasyonda maliyetlerini düşürerek başarmak zorunda olan pek az sektör var. 
 
Ve otomotiv sektörü şimdi, 150 yıldan daha kısa tarihinin belki de en zorlu ve heyecanlı dönüşüm sürecini yaşamakta. Özellikle, yüzyılı aşkın geçmişe sahip yerleşik oyuncular aynı anda çelişkili gibi görünen iki hedefi birden başarmak zorundalar:
 
Bir taraftan, artık teknolojik ömrünün sonuna yaklaşan, içten yanmalı motor (ICE) teknolojisini herşeye rağmen son ana kadar ve maliyetleri düşürerek geliştirmek,
Bir taraftan da, geleceğin teknolojisi olarak görünen akülü-elektrikli araç (BEV) teknolojisine yeterince hızlı ve yeterince yavaş bir tempoda geçmek.
 
Sektörün içinde yer alanların hem oyuncu, hem de seyirci olarak heyecanla oynadıkları ve izledikleri bir maç söz konusu adeta. Geleneksel, eski teknolojiden geleceğin teknolojisine geçişin hızını ayarlamak bu oyundaki en önemli strateji. Mercedes, Toyota, Ford ya da General Motors gibi, otomobilin icadından bu yana bu “makineyi” üreten geleneksel firmalar, BEV üretimine ne kadar hızla geçecek ya da geçebilecekler? Bu geçişi planlayıp uygularken, tüketicinin kabullenmesine, altyapının uygunluğuna, hükümet teşviklerine, üretim maliyetlerindeki düşüşün hızına, bir taraftan da hammadde ve tedarik kaynaklarının güvenilirliğine aynı anda bakmak, ve koca bir yan sanayiyi de peşlerinden sürüklemek, bu firmaları da dönüştürmek zorundalar. Üstelik hemen hemen bütün oyuncular bu dönüşümün en azından kısa vadede istihdamı olumsuz şekilde etkileyeceğini biliyorlar.
 
Öte yandan, pekçok ülkede, 2030 ila 2040 yılları arasında ICE teknolojili araçların üretimi yasaklanmış, firmalar bu tarihlerden itibaren sadece ICE teknolojili araçlar üretme hedeflerini ortaya koymuş olsalar da, bu geçiş sanıldığı kadar kolay ve çabuk gerçekleşmeyecek. Tarihin en uzun ömürlü teknolojilerinden ICE kolay teslim olmayacak. Eski ve yeni teknolojinin bir sentezi olarak hibrid ve plug-in hibrid motorlu araçlar, bu geçişin çok daha uzun bir zaman yayılmasına neden olabilir. Çünkü dünyada, tüm üreticilerin söz verdikleri sayıda BEV üretmelerine olanak sağlayacak hammadde mevcut değil ya da bu kadar kısa zamanda çıkarılması mümkün değil. Ayrıca insanlar bilinçlendikçe, sıfır emisyonlu BEV’lerin göründüğü kadar masum olmadığını, sıfır emisyonlu bu araçların üretim süreçlerindeki “kirli karbon izlerini” daha iyi farkedecekler.
 
Sektörün ana gündemi olan “elektriklenmenin”, dikkatle bütçelenmesi ve ölçümlenmesi gereken onlarca alt başlığını da unutmamak gerekiyor: 
Otonom sürüş, otomobilin fiziksel yönü üzerine inşa edilmesi gereken dijital hizmetler ve mobilite platformları, BEV’leri taşıyabilecek uygun altyapı, yeni teknolojinin sunduğu yeni tasarım trendleri ve kısıtları, yeni satış teknikleri, sahip olmaktan çok otomobili bir mobilite hizmeti olarak kullanmanın getireceği değişiklikler. Ve bütün bunları marka imajını ve itibarını koruyarak başarma zorunluluğu.
 
Bu değişimi yönetmenin ne kadar zor bir süreç olduğunu Mercedes CEO’su Ola Kaellenius’un Verge Dergisi ile yaptığı söyleşiyi okuyunca daha iyi kavradım.